KRONİK KARACİĞER HASTALIKLARINDA BESLENME (13 Eylül 2013)

SAĞLIKLI YAŞAMDA KARACİĞERİN ROLÜ
Karaciğer, 1.5-2 kiloya varan ağırlığı ile vücudumuzun en büyük organıdır. Kan kimyasının düzenlenmesi ve vücut beslenme dengesinin kurulmasında birincil role sahiptir. Yediğimiz gıdaların ince bağırsaklarda sindirim ve emiliminden sonra kan yoluyla doğrudan ulaştığı organdır. ADETA BİR BİYOLOJİK FABRİKA OLARAK ÇALIŞIR. Bağırsaklardan gelen hammaddelerden sağlıklı yaşayabilmek için gerekli olan protein, şeker, kolesterol, vitamin gibi mamul maddeleri üretir ve bu maddelerin metabolizmasında (vücutta dolaşım ve kullanımında) merkezi rol oynar. Kan şekerimizin düşmemesi, vücudumuzun sürekli yenilenmesi, her türlü hastalığın tamiri karaciğer sayesinde olmaktadır. KARACİĞER AYRICA VÜCUDUMUZUN ÖNEMLİ BİR TEMİZLEME VE BOŞALTIM ORGANIDIR. Vücutta oluşan veya dışardan alınan zehirli maddeler, ilaçlar veya çeşitli kimyasalların temizlenmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu organın yıllarca süren hastalıkları (kronik hepatit) ve nihai sonucu olan siroz vücutta ciddi bir ekonomik ve temizlenme krizine yol açar. Hastalığın ağırlığına göre kan kimyamızda çeşitli bozukluklar ortaya çıkar. Vücudun protein, şeker, kolesterol, vitamin, tuz gibi kimyasal dengeleri bozulur. Bu bozuklukların düzeltilmesinde çeşitli ilaçlar ve zaman zaman cerrahi tedaviler kullanılır. Ancak bu tedavi yöntemlerinin başarısında hastada beslenme bozukluğunun olmaması ve hastalığın tipine göre beslenmenin büyük önemi vardır. Karaciğer hastalığı olan bir kişi artık bilindik tarzda değil, hastalığına göre beslenmek zorundadır. Bu noktada hekimler ve diyetisyenler birlikte çalışarak her hastaya özel beslenme reçeteleri hazırlamak zorundadır. Bu nedenlerle bir karaciğer hastasının doğru ve etkin tedavisi, her koşulda, ilaç reçetelerine beslenme reçetesinin de eklenmesini gerektirmektedir.


KRONİK KARACİĞER HASTALIKLARI ve BESLENME DURUMU

Kronik karaciğer hastalıklı çocuk ve erişkinlerde, hastalığın süresi ve şiddeti ile ilişkili olarak, %50-80 oranında (hastaların en az yarısında) beslenme bozukluğu görülür.
Bu durumun en önemli nedenleri:


1.    Kronik karaciğer hastalarında metabolizmanın hızlanması ile enerji ve protein gereksiniminin artması
2.    Temel hastalığın yarattığı iştahsızlık ve yetersiz gıda alımı
3.    İnce bağırsaklarda sindirim ve emilimin bozulması sonucunda dışkı ile kayıplar
4.    İdrar yoluyla çinko, magnezyum gibi elementlerin kaybı
5.    Sık enfeksiyon geçirme sonucunda protein ve enerjinin büyük kısmının enfeksiyonlar için harcanması
6.    Yemek borusundaki varislerin kanaması ile gizli veya açık protein ve kan kaybı
7.    Karında su toplanması (asit) ile mide kapasitesinin azalması ve buna bağlı iştahsızlık  
8.    Asit ve ödem varlığında idrar söktürücü (diüretik) kullanılmasına bağlı kan kimyasında, vücut tuz dengesinde bozukluklar ve buna bağlı iştahsızlık
9.    Asit ve ödem varlığında tuz kısıtlamasına bağlı iştahsızlık


Tüm bu nedenlerle karaciğer hastalarını izleyen hekimler beslenme bozukluğuna karşı önceden önlem almalı ve hastalara yaşlarına ve hastalıklarına göre kalori ve proteinleri hesaplanmış diyet listeleri hazırlamalıdırlar. Aksi takdirde beslenme bozukluğu nedeni ile hastalık hızlanır, çok çeşitli yan etkiler ortaya çıkar ve beklenen ömür kısalır. Diğer yandan uygulanan ilaçlar ve karaciğer naklinin de dahil olduğu cerrahi tedavi yöntemleri de yeterince başarılı olmayabilir. Bu nedenlerle karaciğer hastaları dengeli beslenmeye özen göstermeli, hekimlerinden hastalıklarına uygun diyet reçeteleri istemelidirler.


KRONİK KARACİĞER HASTALIKLARI ve METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER


Şeker Metabolizması

Hastalığının şiddeti ile ilişkili olarak hastaların yarısından fazlasında şeker metabolizması bozulur. Üçte birinde diyabet (şeker hastalığı) ortaya çıkar. Bazı hastalarda ise karaciğerin kan şekeri depoları azalır ve açlıkta kan şekerinde düşmeler (hipoglisemi) görülebilir. Hipoglisemi midede kazınma hissi, halsizlik, ellerde titreme ve hatta havale geçirme gibi durumlara yol açar. Şeker kimyasındaki bozukluklar bazı hastalarda toklukta dahi kan şekerinde düşmeye neden olabilir.


Protein Metabolizması

Şeker yetersizliği karşısında enerji ihtiyacımız protein ve yağ depolarından sağlanmaya çalışılır. Bu durumda hastanın kaslarında, özellikle baldır kaslarında, erime başlar. Giderek kol ve bacakları incelmiş, karaciğer, dalak büyüklüğü ve asit nedeni ile karnı şişmiş hasta görünümü ortaya çıkar. Proteinlerin yıkılması ile oluşan azotlu maddeler karaciğer tarafından yeterince üreye çevrilemez, idrarla atılamaz ve vücutta birikirler. Sonuçta öncelikle beyin işlevleri bozulur ve hastaların algılama, hatırlama, öğrenme gibi yetenekleri azalır. Olayın giderek ağırlaşması karaciğer komasına neden olur. Yemek borusundaki varisler belirgin kanamaların yanı sıra gözle görülmeyen kan kayıplarına da yol açar. Bu esnada vücuttan protein ve demir kaybı oluşur, albümin düşüklüğü ve kansızlık ortaya çıkar.


Vücut Kanama Durumu

Karaciğer aynı zamanda vücudumuzu kanamadan koruyucu işlevlere sahiptir. Ağır hastalarda karaciğerde kanamayı engelleyen faktörlerin yapımı azalır ve kanamaya eğilim artar. Sık burun kanaması görülür, kendiliğinden veya çarpma ile kolayca morluklar oluşur. Ayrıca siroza bağlı dalak büyümesi ile kan hücreleri yutulur ve kansızlık, kanama eğilimi daha da artar.


Yağ Metabolizması

Yediğimiz yağların sindirim ve emilimi karaciğerde yapılan safranın bağırsağa ulaşması ile olanaklıdır. Safranın yeterince bağırsağa geçemediği durumlarda yağlı gıdaların ve A, D, E, K gibi yağda eriyen vitaminlerin emilimi azalır. Vücudumuzun en önemli enerji kaynağı yağlar emilmeden dışkı ile atılır. Cıvık, açık renkli ve parlak dışkılama görülür. Alafranga tuvaletlerde sifon çekilince suyun üstünde yağlı bir tabaka oluşur. Uzun süreli yağ kaybı zayıflama, beslenme bozukluğu ve çocuklarda boy kısalığına neden olur. Bunun yanı sıra yağda eriyen vitaminlerin de eksikliği ortaya çıkar. A vitamini eksikliği gözde kuruluğa, gece körlüğüne, D vitamini eksikliği kemik erimesine, E vitamini eksikliği sinir sisteminde bozukluğa ve K vitamini eksikliği çeşitli kanamalara neden olur. Bu noktada yağ sindirim ve emilim bozukluğunun olabildiğince azaltılması, eksikliklerin tamamlanması uygun bir beslenme programı (diyet) ile sağlanabilir. Tüm bu nedenlerle karaciğer hastalarının uygun bir diyetle beslenmesi ve gerekirse ek destek sağlanması ömrün uzatılması ve daha konforlu bir yaşamın sağlanmasında önemli rol oynamaktadır. 


KRONİK KARACİĞER HASTALIKLARI ve SİROZDA DİYETİN ÖZELLİKLERİ 


Kronik Hepatit Süreci (siroz öncesi) ve Beslenme
Karaciğer hastalığı kronik hepatit sürecinde ise, diğer bir deyişle henüz siroz gelişmemişse bilindik ve dengeli beslenme yeterli olacaktır. Bu süreçte öncelikle hastanın yaşına uygun protein ve kalori alması gereklidir. Erişkin hastalar günde 0.8-1 gr/ağırlık protein (hastanın ağırlığı 70 kg ise günde 70 gr protein), 30-35 kalori/ağırlık enerji (hastanın ağırlığı 70 kg ise günde 2300-2500 kalori enerji) almaları gereklidir. Çocuk hastalarda ise diyet yaşına göre ayarlanmalıdır. On kiloluk bir çocuk günde 10 gr protein, 1100 kalori enerji alırken, 20 kiloluk bir çocuk günde 20 gr protein ve 1500-1700 kalori enerji almalıdır. Bu değerlerin altında beslenme ile kısa sürede beslenme bozukluğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra bu hastalar gereksiz ilaç kullanımından ve özellikle alkolden uzak durmak zorundadır. Kontrolsüz ve reçetesiz ilaç kullanımı, özellikle ağrı kesiciler, depresyon ve havale ilaçları, bazı antibiyotikler ve kanser ilaçları karaciğerde ilaca bağlı hepatit (toksik hepatit) hastalığına neden olurlar. Veya başka bir nedene bağlı karaciğer hastalığını daha da ağırlaştırırlar. Bu nedenle hekim kontrolü ve reçetesi olmadan asla ilaç kullanılmamalıdır. Günde yarım küçük rakıdan daha fazlasının içilmesi alkole bağlı hepatit nedenidir. Bu şekilde içmenin 10 yıl boyunca sürdürülmesi hepatitin siroza dönmesine neden olur. Alkolün derhal bırakılması karaciğerin hızla toparlanmasına ve yaşam süresinin uzamasına neden olacaktır. Ayrıca başka nedenli karaciğer hastalığı olanlarda da alkol tüketimi karaciğer hastalığını ağırlaştırır. Bu nedenle kronik hepatit tanısı alan tüm hastalar alkolü hayatlarından çıkarmalıdır. Aşırı kilolu ve obez kişilerde çok özel ve önlenebilir bir hastalık olarak şişmanlığa bağlı karaciğer yağlanması ve hepatit gelişebilir. Veya başka nedenli kronik karaciğer hastalığı olan aşırı şişman kişilerde olaya karaciğer yağlanması da eklenir ve hastalık daha da ağırlaşır. Her iki durumda da  programlı ve yavaş tempolu kilo verme karaciğeri rahatlatacak ve hepatitin siroza dönmesini engelleyecektir. Ayda 3-5 kilodan daha fazla hızla kilo yitimi karaciğerin daha da yağlanmasına ve var olan hastalığın daha da hızlanmasına neden olur. Bu nedenle her koşul altında kilo verme hızı abartılmamalı, kontrollü ve istikrarlı bir programla normal kiloya dönmeye çalışılmalıdır. Aksi takdirde fatura daha pahalıya mal olacaktır. Özetle; kronik karaciğer hastalığı olan bireyler kontrolsüz ve reçetesiz ilaç kullanımı ve alkolden kesinlikle uzak durmalı, asla şişman olmamalı, şişmansa kontrollü kilo vermeye çalışmalıdırlar. 

   
Siroz Süreci ve Beslenme


Sirozlu hastaların tansiyonu düşük, kalp hızları yüksektir. El ve ayakları diğer insanlara göre daha sıcaktır. Bunlar sirozda metabolizmanın (kan kimyasının) hızlandığının  göstergeleridir. Bu nedenle sirozlu hastaların enerji gereksinimi sağlıklı insanlardan %50 oranında daha fazladır. Diğer bir deyişle sağlıklı bir erişkin günde 1500-2000 kalori alırken sirozlu bir erişkin 2300-3000 kalori almalıdır. 


Protein Alımı: Eski yıllarda ilerlemiş karaciğer hastalığında komaya neden olacağı korkusuyla protein alımı ciddi şekilde kısıtlanırdı. Ancak günümüzde bu düşünce tamamen değişmiştir. Çünkü; biliyoruz ki sirozda protein yıkımı artmaktadır. Yenilen et, süt gibi gıdaların büyük kısmı vücutta oluşan ekonomik krizi düzeltmeye harcanmaktadır. Bu nedenle normalden daha fazla protein alınması gereklidir. Aksi takdirde kısıtlamalar nedeni ile beslenme bozukluğu ve zayıflama kaçınılmaz olur. Sirozlu hastalar, hastalığının ağırlığına göre ve hekiminin kontrolünde, günlük protein alımını 0.8-1 gr/ağırlıktan 1.2-1.5 gr/ağırlığa çıkarmalıdırlar. Diğer bir deyişle günde 70 gr yerine 80-100 gr protein almaları gereklidir. Protein alımında artışın en önemli nedenleri enfeksiyon, karında su toplanması (asit varlığı), yemek borusu (özofagus) varisleri gibi sirozun yan etkileridir. Ağızdan desteğin yeterince sağlanamadığı koşullarda, hastane ortamında damardan beslenmeleri adeta zorunluluktur. Çünkü beslenme yetersizliği her koşulda temel sorunun çözümünü zora sokacaktır. Çocuklarda, erişkinlerden farklı olarak büyümenin devamlılığı da önemli olduğundan normalin 3-4 katına kadar protein alınması gereklidir. Burada önemli olan hastanın kaldırabildiği kadar proteinin verilmesidir. Protein kısıtlaması günde 1 gr/ağırlık yerine 0.5 gr/ağırlık protein, diğer bir deyişle 70 kiloluk bir hastanın günde 70 gr yerine 35 gr protein alması demektir. Bu kısıtlama sadece karaciğer komasına girmiş hastalara uygulanmalıdır. Kısıtlama uygulanan hastalar: daha önce herhangi bir karaciğer hastalığı olmamasına rağmen aniden (akut) gelişen karaciğer yetmezliği ve bilinç bozukluğu olanlar veya yıllarca karaciğer hastası olarak izlenip giderek bilinci bozulanlardır. Bu koşullarda bile protein sıfırlanmaz, asgari bir miktarın (günde 30-35 gr) verilmesi gereklidir.  Bu noktada çok önemli bir diğer yanlış sarılıklı kişilere yumurtanın yasaklanmasıdır. Sarılıklı bir kişide bulantı, kusma, bilinç bozukluğu gibi rahatsızlıklar oluşmuyorsa yumurta yenmesinde sakınca yoktur. Üstelik yumurta yaralanma oranı et ve sütten daha yüksek, bir o kadar da ucuz bir protein kaynağıdır. Hekim günlük proteini sınırlamışsa ve hasta yumurta yemek istiyorsa etin 6 gramı kısılıp (bir yumurta 6 gr protein demektir) yerine yumurta yenebilir. Ancak çiğ veya rafadan tüketilmemelidir. En fazla 8 dakika haşlanarak katı pişmiş olarak yenmesi daha yararlıdır. 


Yağ Tüketimi: Sarılıklı hastalarda yağ emilimi yeterli olmadığından, eski bilgilerin aksine, yağ kısıtlanmamalıdır. Çünkü yağlar en fazla enerji sağlayan gıdalardır. Günlük asgari enerjinin karşılanması için mutlak alınmaları gereklidir. Ancak alınan yağın tipi değiştirilebilir. Gündelik tükettiğimiz yağlar uzun zincirli yağ özelliğindedir ve safra olmadan emilemezler. Bu durumda diyete safra olmadan da emilebilen ve henüz ülkemizde bulunmayan orta zincirli yağlar (MCT) eklenmelidir. Yağlardan gelen enerjinin yarısı orta zincirli yağlara ayrılmalıdır. Böylece enerji gereksinimi karşılanırken, yağlı dışkılama da bir ölçüde önlenebilir. Bu noktada en önemli sorunlar bu yağların yurt dışından getirilme zorunluluğu ve masrafların hasta tarafından sağlanmasındadır.


Günlük Enerji Dağılımı: Bir karaciğer hastasına gerekli günlük toplam enerji; yarısı karbonhidrat olarak adlandırdığımız basit ve bileşik şekerlerden, üçte biri yağlardan ve geri kalanı proteinlerden gelecek şekilde hesaplanmalıdır. Ancak bu şekilde dengeli ve yeterli bir beslenme sağlanır ve beslenme bozukluğu engellenebilir. Günlük enerji ve protein iştahsızlık nedeni ile yeterince alınamıyorsa, 100 gram gibi az bir miktarda yüksek enerji (200-300 kalori) ve protein (6- gram) içeren beslenme destekleri gündeme gelir. Halk arasında mama olarak adlandırılan bu ürünler azalmış mide kapasitesi nedeni ile az miktarda daha fazla protein ve enerji alınmasını sağlarlar. Bu ürünlerin çocuklar ve erişkinlerde kullanılan farklı tipleri vardır.


Su ve Tuz Kısıtlaması: Karında su toplanması (asit), yaygın şişlikler (ödem) ve kanda tuz miktarının (sodyum) azalması durumlarında uygulanır. Bu tür yakınmaları olan hastalar ciddi karaciğer yetmezliğine girmiş demektir. Hastaneye bağımlıdırlar ve düzenli idrar söktürücü kullanmaları, ayaktan poliklinik kontrollerine gelmeleri gereklidir. Bu nedenle bir kişi karaciğer hastası tanısı aldığı andan itibaren tuz tüketimini azaltmalı ve günde en fazla 1-2 gram tuz almalıdır. Ancak Türk mutfağı tuzdan zengindir ve sağlıklı kişilerde günlük alınması gereken 6 gram tuzun 3-4 katı alınmaktadır. Ayrıca hazır ve konserve gıdalar da tuzdan zengindir. Karaciğer hastaları, bu nedenle, iştah azalmadığı sürece ek tuz almamaya özen göstermelidir. Çünkü et, süt, yumurta, sebze, baklagiller gibi gıdalar doğal olarak tuz içerirler. Ekmek ve yemeklerimiz tuzsuz olsa bile günde 1 gram tuz almış oluruz. Çocuk hastalarda büyümenin sürdürülmesi ve iştahın çok çabuk etkilenmesinden dolayı bir miktar tuza gereksinim vardır. Genellikle tuzsuz ekmek önerilir ve erişkinlerden farklı olarak, tuzsuz pişmiş yemeğe hafif serpme şeklindeki tuza izin verilir. 


ENGİNAR: Yazılı ve görsel (TV) basında hakkında çok şeyler söylenen ve mucizevi olarak tanımlanan otsu bir bitkidir. A ve B vitaminlerinden zengindir. İdrar söktürücü ve bağırsak boşaltıcı özellikleri vardır. Diğer önemli bir özelliği de E ve C vitaminlerinde olduğu gibi antioksidan olmasıdır. Son yıllarda yaşlanma, kanser gelişimi ve çeşitli hastalıkların oluşumunda vücutta oluşan oksidasyonun (paslanmanın) önemli olduğu anlaşılmıştır. Kronik hepatitli veya sirozlu hastalarda normalden daha fazla paslanmaya rastlanmaktadır. Bu durumun engellenmesi karaciğer hastalığının ilerlemesini yavaşlatır. Son yıllarda paslanmanın önlenmesinde antioksidan (paslanmaya engel olan) ilaçların kullanımının önemli olduğu anlaşılmıştır. Bu anlamda vitamin E ve C’nin yanı sıra  enginar veya enginar tabletleri kullanılabilir. Ancak temeldeki hastalığı tümden geri çevirebilecekleri düşünülmemelidir. Sadece var olan hastalığın biraz olsun hız kesmesinde yardımcı olabilirler.    


Vitamin ve Mineral Destekleri


Kronik karaciğer hastalığı olan tüm kişilere suda eriyen B, C vitaminleri ve yağda eriyen A, D, E, K vitamin destekleri uygulanmalıdır. Özellikle sarılıklı hastalarda yağda eriyen vitamin destekleri normalin 3-10 katına kadar çıkılabilir. Ağızdan destekler, emilim bozukluğu nedeni ile yeterli değilse iğne formları kullanılmalıdır. Bu hastalara ayrıca çinko başta olmak üzere demir, kalsiyum, magnezyum ve selenyum gibi mineral ve eser element destekleri de sağlanmalıdır.    

   
MODERN GIDA TEKNOLOJİSİNİN TUZAKLARI VE KARACİĞER HASTALARI AÇISINDAN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR


Tüketilen Şekerin Tipi ve Karaciğer Hastalığı Açısından Önemi

Kronik karaciğer hastaları çay şekeri, çikolata, bal, reçel, kola, gazoz, şekerli her türlü market ürünü gibi basit şekerli olarak adlandırdığımız gıdaları az tüketmelidir. Basit şekerler kan şekerinin 15-20 dakika gibi kısa sürede yükselip, düşmesine ve vücut şeker dengesinin daha da bozulmasına neden olurlar. Bu noktada çözüm bileşik şekerli dediğimiz gıdaların tüketilmesi ile sağlanır. Çünkü bu tür gıdalar kan şekerinde ılımlı bir yükselmeye neden olurlar ve kan şekerinin uzun bir süre istenen düzeylerde kalmasını sağlarlar. Ayrıca hipoglisemi dediğimiz kan şeker düşüklüğüne de engel olurlar. Bu nedenlerle karaciğer hastaları basit şekerler yerine makarna, bulgur, yarma, sebzeler ve baklagiller gibi bileşik şeker içeren gıdaları tercih etmelidirler. Baklava, kalbura bastı gibi hamurlu tatlılar yerine sütlaç, muhallebi, tavuk göğsü gibi sütlü tatlıları seçmelidirler. Ayrıca kan şekerini hızla yükselten pirinç pilavı yerine bulgur pilavı ve makarnayı tercih etmelidirler. Ancak bunlarda çok pişirilmemeli, diri olarak yenmelidir (İtalyan usulü makarna, Çin usulü pirinç gibi). Aynı şekilde sebze yemekleri de fazla pişirilmemeli, hamur kıvamında değil, diri olarak ve renklerini fazla kaybetmeden yenmelidir. Bu şekilde hiç istemediğimiz kan şekerinin ani yükselme ve düşmelerine engel olabiliriz. Ayrıca havuç, üzüm, karpuz, haşlanmış patatesinde kan şekerini hızla yükselten gıdalar olduğu unutulmamalı ve az tüketilmelidir. 


Kronik Karaciğer Hastaları ve Hazır Market Ürünleri, Ayaküstü Gıdalar


Tüm hazır market ürünleri ve ayaküstü (fast-food) gıdalar yağ, şeker ve tuzdan aşırı zengindir. Hamburger, pizza gibi gıdaların sadece tuzdan değil, şeker ve yağdan da çok zengin olduğu, üç tadın yüksek oranlarda bir arada bulunduğu hatırlanmalıdır. Üç tadın bir arada bulunması lezzeti artırarak daha fazla miktarlarda yenmesine ve bağımlılığa neden olmaktadır. Bu tür gıdalar aynı zamanda vücuda ve karaciğere zararlı, kanserojen özellik gösteren katkı maddeleri ve doğada bulunmayan sentetik yağlar (trans yağlar) içermektedir. Tüm bu veriler hazır gıdaların mümkün olduğunca az ve hatta hiç tüketilmemesini gerektirmektedir. 


Ekmek Tüketimi: Ekmek B vitaminleri ve posadan zengin olması nedeni ile sağlıklı beslenmenin vazgeçilmez öğelerinden biridir. Kan şekerinin sağlıklı düzeyde tutulmasında da önemli rolü vardır. Ancak bu özellikler günümüzün aşırı beyazlatılmış ekmeklerinde ne yazık ki yoktur. Sağlıklı bireylerde olduğu gibi karaciğer hastaları da beyaz ekmekten çok çavdar ekmeği, kepekli veya tam buğday ekmeğini (köy ekmeği) tercih etmelidirler. Beyazlatma ekmeğin besleyici değerini düşürürken, bazı kanserojen maddeleri de yememize neden olur. Katkı maddeleri nedeni bu ekmekler çakmakla tutuşabilir özelliktedir. Ancak sürekli ve fazla miktarda kepekli ekmek tüketmenin de kansızlığa neden olabileceği unutulmamalıdır.
Çay Tüketimi: Çay, yediğimiz gıdalara, özellikle yumurta gibi demirden zengin olanlara zararlı etkilerinden dolayı, alışkanlıklarımızın aksine, kahvaltıda ve yemeklerin yanında içilmemelidir. Yemeklerden 1-2 saat sonra açık, limonlu ve şekersiz olarak içilmelidir. Kahvaltıda, aldığımız gıdalardan yüksek oranda yararlanmak için, bir çay bardağı taze sıkılmış meyve suyu veya meyvenin kendisi tüketilmelidir. Sağlıklı bireyler için geçerli olan bu bilgi karaciğer hastaları açısından daha da önem taşımaktadır.
Sosis, Salam ve Sucuk Tüketimi: Tüm sağlıklı bireyler ve karaciğer hastaları sosis, salam gibi sadece %2-5’i et, geri kalanı patates, soya, katı yağ gibi dolgu maddelerinden oluşan hazır, teknolojik gıdalardan uzak durmalıdır. Bu ürünler üretim teknikleri nedeni ile vücuda zararlı ve  kanserojen çok sayıda katkı maddeleri (nitrit, nitrat vb.) içerirler. Protein içerikleri çok düşük olduğu için et yerine sayılamazlar. Sucuk ise katı yağdan (kuyruk yağı, margarin) zengin olmasına karşın, %60 oranında et içermesi nedeni ile sosis ve salamdan daha iyi bir gıdadır. Ancak sucuğunda üretim teknolojisine dikkat edilmelidir. Marketlerimizde çok yaygın olarak satılan haşlanmış, katkı maddeli sucuklar olabildiğince az tüketilmelidir. Bunun yerine geleneksel, fermente edilmiş (kasaplık) sucuk tercih edilmelidir. Tüm bu nedenlerle market ürünlerinde etiketler iyi okunmalı, uygun olmayan gıdalar satın alınmamalıdır. Özellikle etiketinde hidrojenize bitkisel yağ yazan gıdaların trans yağ içerdiği bilinmeli ve tüketiminden özenle kaçınılmalıdır. 


Kronik Karaciğer Hastasına Günlük Beslenme Örneği (2200 kalori, 73 gram protein)


Kahvaltı    

1 su bardağı (200 cc) süt + 1 tatlı kaşığı şeker
Veya 1 kibrit kutusu peynir veya 1 yumurta (süt, peynir ve yumurta aynı günde tüketilirse günlük protein miktarı artar)  
3 dilim ekmek
5 adet zeytin veya 2 tane ceviz veya 1 tatlı kaşığı tereyağı  

Kuşluk    

1 porsiyon meyve (1 orta boy elma, armut, portakal, şeftali, 2 küçük mandalina, 15 adet üzüm, 3 adet taze kayısı, 4 adet kuru kayısı, 1 kuru incir, 1 yemek kaşığı kuru üzüm, bir yerli muz veya 1 ithal muzun yarısı vb.)

Öğle yemeği    

1 kase çorba
2 yumurta büyüklüğünde et
2 dilim ekmek veya 4 yemek kaşığı makarna, pirinç veya bulgur pilavı
6 yemek kaşığı (taneli kısmından)sebze yemeği (suyu hesaplama dışıdır)
1 çay bardağı yoğurt
1 adet meyve

İkindi        

1 su bardağı meyve suyu + 2 bisküvi (bir kibrit kutusu kek veya börek)
Veya 1 kase sütlü tatlı (süt günlük protein miktarını artırır, bu durumda peynir veya 1 öğün yoğurt veya süt azaltılır)

Akşam    

Ölçü ve çeşit olarak öğle yemeğinin aynısı

Gece        

1 su bardağı süt + 1 tatlı kaşığı şeker + 2 bisküvi

BESLENME PRATİĞİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN TEMEL HUSUSLAR:
Böyle bir beslenme örneğinde kişi değişimleri öğrenmeli, o gün en çok ne yemek istiyorsa karşılık gelenlerden azaltarak günlük kalori ve protein değerlerini dengelemelidir. 


Et Grubu: Etli gıdalarda 1 yumurta büyüklüğünde et, bir yumurta ve 4 yemek kaşığı bakliyat (taneli kısmından) eş değerdir. Değişim bu dengeler gözetilerek yapılmalıdır.


Süt Grubu: Sütlü gıdalarda 1 su bardağı süt, bir su bardağı yoğurt, bir kibrit kutusu peynir ve 2/3 kibrit kutusu kaşar peyniri eş değerdir. O gün yoğurt çok yenmek isteniyorsa karşılık gelen süt veya peynir azaltılmalıdır. Krem peynir, çok yağlı olduğundan fazla önerilmez.


Tahıl Grubu: Tahıllarda 2 dilim ekmek, 4 yemek kaşığı az pişmiş (5-6 dakika) makarna, pirinç pilavı (10 dakika) ve bulgur pilavı eşdeğerdir. Makarna pişirilirken haşlama suyu dökülmemeli, çektirilmelidir. Haşlama suyunun miktarı bu duruma göre ayarlanmalıdır.


Sebze Grubu: Patates, bezelye, havuç gibi nişastadan zengin sebzeler etli veya yumurtalı yapılmalı, kan şekerini hızlı yükseltici etkileri (yüksek glisemik indeks) azaltılmalıdır. Bu durumda diğer öğünlerin et miktarı azaltılmalıdır. Sebzeler az pişirilmeli, mümkünse çiğ tüketilmelidir. Hamur gibi pişirilerek öldürülmemelidir.


Meyve Grubu: Kabuklu meyveler (narenciye grubu hariç) kabukları soyulmadan tüketilmelidir. Üretim aşamasında eklenen hormonlardan korunmak için satın alındıktan 3-4 gün sonra ve iyice yıkanarak tüketilmelidir.


Baklagiller: Bakliyatlardan yüksek yararlanma için et veya erişte, şehriye gibi tahıllarla pişirilmelidir. Soya fasulyesinin etin 2 misli protein içerdiği unutulmamalıdır.
Yağlar: Tek tip yağ değil, zeytinyağı, tereyağı, çiçek yağı farklı yağlar tüketilmelidir. Yağların paslanmasına (oksitlenmesine) neden olduğundan kızartmalardan kaçınılmalıdır. Eğer kızartma yapılacaksa mısırözü yağı kesinlikle kullanılmamalı ve zeytinyağı şeçilmelidir.
                
SONUÇ OLARAK; kronik karaciğer hastaları ve özellikle sirozlu hastalar özel beslenme programı gerektiren kişilerdir. Bir yandan yeterli, dengeli ve hastalığa özel beslenmeleri, diğer yandan da modern gıda teknolojisinin tuzaklarından korunmaları gereklidir. Sağlıklı bireylere göre bir, bir buçuk misli daha fazla protein ve enerji gereksinimleri vardır. Ağızdan alımın yeterli olmadığı koşullarda özel beslenme ürünleri veya damardan beslenme ile desteklenmeleri zorunludur. Aksi takdirde çok kısa sürede beslenme yetersizliğine girerler ve temeldeki hastalıkları daha da hızlı ilerler, beklenen ömür kısalır. Bu sebeplerle hangi nedenle olursa olsun kronik karaciğer hastaları ve sirozlu hastalar ilaçlarının yanı sıra beslenme  da özen göstermeli ve hekimlerini bu noktada zorlamalıdırlar. Her kronik hepatitli ve sirozlu hastanın özel beslenme programına gereksinimi vardır. BU DURUM ASLA UNUTULMAMALI ve ERTELENMEMELİDİR…      

 

Yazıyla İlgili Fotoğraflar