SAĞLIKLI SÜT ÇOCUĞU BESLENMESİ ve YAPILAN HATALAR (10 Haziran 2012)

Mucizevi bir olay olarak kabul ettiğimiz insanoğlunun dünyaya gelişi aynı zamanda tüm yaşamını, kişiliğini ve hatta ilerdeki mesleki başarılarını etkileyebilecek beslenme serüveninin de başlangıcı demektir. Bu süreçte annesi ile ilişkisi ve yaşanan sorunlar yaşamının en önemli dönemeçlerinden biridir. Annesinin bilgi eksikliği, ‘’iyi anne olabilecek miyim?’’ korkuları ve en ufak olumsuzluklardaki panikleri hekimlerce iyi yönetilmezse, ileri yaşlara taşınacak sorunlara yol açabilir. Bu nedenle tüm anneler önce kendilerine sonra da sağlıklı doğmuş bebeklerine inanmalı, sakin ve sağ duyulu bir tavırla onları beslemeye özen göstermelidirler. Sağlıklı doğmuş bir bebekte geçici veya önemsiz çeşitli beslenme sorunları yaşanabilir. Ancak bu noktada anneler ve bebeklerini izleyen hekimler çok önemli rol oynar. Önemsiz veya basit sorunlar doğru zamanda ve doğru şekilde çözülemezse sağlıklı doğmuş bir bebek giderek ciddi hastalıkların sahibi olabilir. Özellikle iyi eğitimli anneler, ileri yaşta veya çok yıllar sonrasında anne olabilenler bebeklerini besleme konusunda ciddi korkulara sahiptirler. Bu korkuların beslenme sorunlarına dönüşmemesi, annelerin gebelik döneminde fiziksel ve ruhsal olarak iyi hazırlanmasına ve iyi eğitilmesine bağlıdır. Daha bebek dünyaya gelmeden kadın-doğum ve çocuk uzmanları birlikte çalışmalı ve anneyi bu yeni yaşama hazırlamalıdırlar. Bu organizasyon ülkemizde henüz uygulamaya geçmiş değildir. Ancak anneler gebelik döneminde kadın-doğum uzmanlarını seçerken bebeklerini izleyecek çocuk hekimlerini de belirlemeli ve her ikisinin de izleminde bulunmaya özen göstermelidirler. Sonuçta bu yeni organizasyon ülkemizde de hayata geçmiş ve pek çok beslenme sorunu engellenmiş olacaktır. 

ANNE SÜTÜ İLE BESLENMENİN ÖNEMİ

İnsanoğlu yaşamının ilk yılında, başka bir deyişle bebeklik döneminde, süt ağırlıklı beslenir ve bu süreç SÜT ÇOCUĞU DÖNEMİ olarak adlandırılır. Bu yılın ilk yarısında, temel olan pür, sadece ve sadece anne sütü ile beslenmedir.

Yeni doğan bebekler süper korunaklı anne karnından yabancısı oldukları dünyaya çıktıkları an, inanılmaz tacizlerle karşı karşıya kalırlar. Adeta şok olurlar. Artık kendileri solumak, emmek, yutmak zorundadırlar. Yepyeni bir yaşam başlamıştır. Bu yeni sürecin inanılmaz sıkıntıları vardır. Tüm bu streslerle baş etmeleri, 9 aydır tanıdıkları annelerinin kucağında ve onların sütü ile beslenmelerine bağlıdır. Anne sütü sayesinde bebeklerimizin yeni yaşama uyumu daha kolay ve daha az stresli olacaktır. Yaşama başlangıç şokunun atlatılması dışında anne sütünün daha pek çok yararları vardır. Bebeklerimizin ishal, zatürre (akciğer enfeksiyonu), orta kulak ve idrar yolu enfeksiyonu, gıda alerjisi gibi çeşitli hastalıklardan korunmasını sağlar. Ayrıca ileride gelişebilecek kalp hastalıkları, tansiyon yüksekliği, şişmanlık, şeker hastalığı, kanser gibi ciddi sağlık sorunlarının önlenmesinde de önemli rolü vardır. Bunun yanı sıra çocuklarımızın zeka kapasitelerinin gelişiminde de etkilidir. Bu nedenlerle; yaşama gözünü açan tüm bebekler, olanaklı ise, ilk 4-6 ayda sadece ve sadece anne sütü ile beslenmelidir. Bunun olabilirliği annelerimizin bebeklerini emzirmeye gebelik döneminden itibaren hem fiziksel hem de ruhsal olarak hazırlanmasına bağlıdır. 

ANNE SÜTÜ İLE BESLENMEDE YAŞANAN SORUNLAR

Anneler ilk 4-6 ayda bebeklerini kendi sütleri ile beslerken nispeten rahattırlar. Bebekleri uyanınca veya ağladıkça onları, onların istediği kadar (20-30 dakika) emzirirler. Bazı anneler farkında olmadıkları ve çoğu hekimce de bilinmeyen sütlerinin sindirim sorunu nedeni ile çeşitli sorunlarla karşılaşırlar. Bebeğin ince bağırsakları anne sütünün şekeri LAKTOZU yeterince sindiremezse sulu ve ekşi kokulu dışkılama, gaz sancısı, huzursuzluk ve hatta anne sütünün ret edilmesi gibi durumlar ortaya çıkabilir. Bu noktada olay anlaşılamaz ve çözülemezse anne ve bebek arasında ciddi anlaşmazlık süreci başlar. Anneler memelerini emmeyen bebekleri sütlerini sağarak kaşıkla, biberonla ve hatta damlalıkla beslemeyi denerler. Ancak bu durum annede giderek ciddi sıkıntılara yol açarken, bebeklerdeki huzursuzluk, gaz sancısı, uzun süreli ağlamalar da devam eder. Hatta asitli, gürültülü ve fışkırır tarzda dışkılama nedeni ile bazı bebeklerde makatta yırtıklar oluşur ve dışkıda noktasal veya ince çizgi tarzında taze kan görülebilir. Dışkıda kan görülmesi hem annede hem de gittiği hekimde panik oluşturur. Bu durum çok yanlış olarak dizanteri şeklinde yorumlanır ve çok sağlıklı bebeğe gereksiz dizanteri ilaçları verilir. Aslında tüm dünyadaki hekimler bilmelidirler ki; anne sütü ile beslenen bir bebekte, hijyeni çok bozuk Afrika’da bile olsa, dizanteri gelişmez. Bu noktada birinci çözüm; bebeği izleyen hekimin anneyi, olayın nedeni ve geçiciliği konusunda ayrıntılı bilgilendirmesidir. Annenin yeterince ikna olmadığı veya bebekte kilo kaybının ortaya çıktığı durumlarda ise ikinci çözüm devreye girmelidir. Anne sütüne devam ederken laktoz içermeyen bir mamadan birkaç öğün eklenmesi önerilmelidir [Laktozsuz mamalar (LF) market veya eczanelerimizde kolayca bulunulabilir]. Bu durumda bebeğin bağırsaklarının sindiremediği LAKTOZ miktarı azaldığından huzursuzluk, sulu, ekşi kokulu, fışkırır tarzda dışkılama, gaz sancısı gibi yakınmalar giderek azalır. Önce bebek ardından anne rahatlar ve anne-bebek arasındaki gerginlik barışa dönüştürülebilir. 

KARIŞIK BESLENMEYE GEÇİŞ ve YAŞANAN SORUNLAR

Yaşamın ilk 4-6 ayındaki laktoz krizi çözüldükten sonra sıra 2. ciddi kriz sürecine gelir. Altıncı aya kadar sadece anne sütü ile beslenen bebek bu zamandan sonra, anne sütü yetersiz kaldığından, karışık beslenmeye geçmek zorundadır. Artık gündeminde ek gıdalar vardır. Bazı öğünlerde anne ve anne sütünden uzaklaşıp yeni yiyeceklerle tanışmak zorundadır. Ayrıca bu yeni mamalar artık süt gibi duru değildir ve pürtüklü olduğundan yutulması daha da zordur. Bebekler 6. aydan itibaren tüm bu yeniliklerle baş etmek zorundadır. Ayrıca anne memesi yerine biberon veya kaşıkla beslenme zorunluluğu da ortaya çıkmıştır. Artık annesi ile arasında büyük bir engel vardır. Annesinin büyük bir istekle sunduğu mamaları ayrılık acısı içinde denemek zorundadır. Bebekler için tüm bu değişiklikler, farklı düzeylerde de olsa, sıkıntı yaratıcı olabilmektedir. Çoğunluğun aksine bazı bebekler bu süreci çok sancılı yaşarlar, anneden ilk kopuşu ve farklı tarzda beslenmeyi kolay kabul etmezler. Bu ret ediş anne tarafından anlaşılmayıp, inatlaşmaya dönüştürülürse giderek ileri yaşlara taşınabilecek beslenme sorunları ve hatta beslenme savaşları ortaya çıkabilir. Bu çok kritik sürecin her bebek için ona uygun beslenme programları ile aşılması geleceğin sigortası olacaktır. 

EK GIDALARI RET ETME SÜRECİ ve NEDENLERİ

Bazı bebekler ilk başlanan ek gıdaları, meyve suyu, sebze çorbası gibi farklı yiyecekleri yukarda sıralanan çeşitli nedenlerle kolay kabul etmezler. Ayrıca dil hareketlerinin henüz yeterince olgunlaşmaması gibi bir sorunları da vardır. Dillerinin ucuna konan gıdaları geriye gönderemediklerinden püskürterek çıkartmayı denerler. Anneler veya bakıcılar ise bunu ret etme olarak algılar ve bebeği zorla beslemeye başlarlar. Bu durum bebeklerin kaşıkla ilk beslenmeye başlandığında gıdaların dilin ucuna değil, orta kısmına konmasıyla çözülebilir. Dillerini ağız içinde çevirme ve gıdaları yutağa gönderme yeteneği henüz yeterli olmayan bebekler ancak bu şekilde yönetilebilir. Aksi takdirde hem annesinden ayrılan hem de ağız içi dinamikleri yeterli olmayan bebekler zorla beslenme karşısında sıkıntıya düşerler. Ayrıca mamaların yoğunlaşması ve pürtüklü olmaları da yutmada yeni alışkanlıklar edinmelerine neden olur. Tüm bu değişim süreci bazı bebekleri fazlaca zorlar ve anne sütü dışındaki tüm gıdaları ret etmeye başlarlar. Ardından gıdaların yetersiz alınımı karşısında önce anneler ve giderek tüm aile bireyleri beslenme odaklı yaşamaya başlarlar. Sonuçta doğal ve geçici bir süreç ailesel bir krize dönüşür ve giderek daha da büyür. Krizin çözümü iki tarafın dengelenmesini ve iyi bir arabuluculuğu gerektirmektedir.

KATI GIDALARA GEÇME SÜRECİ ve YAŞANAN SORUNLAR

Yaşamın 6. ayı katı gıdalara alışma açısından kritik dönemdir. Eğer bu dönem iyi değerlendirilmez veya pürtüklü gıdalara başlama zamanı geciktirilirse katı gıdaların yutulmasında sorunlar oluşur. Karşı reaksiyon olarak kusma atakları ortaya çıkar ve ileri yaşlara kadar devam edebilir. Bu sorunun önlenmesinde bebeklerin yaşadığı ortamlarda gıda öğütücü aletlerin (blender) bulundurulmaması büyük önem taşımaktadır. Sebze çorbası, et gibi pürtüklü yiyecekler ilk verildiklerinde öğütücü yerine tel süzgeçten geçirilmelidir. Ve başlangıçta bir, iki çay kaşığı gibi az miktarlarda sunulmalıdır. Giderek miktar bir hafta -10 gün içinde basamak basamak artırılmalı ve sonunda bir öğün oluşturulmalıdır. Aksi takdirde ek gıdalara geçiş sürecinde yapılan hatalar klasik beslenme savaşlarını başlatabilir. Her bebeğin pürtüklü gıdalara alışma süreci değişkendir. Bazısı 1-2 günde bazısı 10-15 günde alışabilir. Bu nedenle bebeklerin bireysel farklılıklar gösterebileceği gerçeği de göz önünde tutulmalıdır.

Bu noktada bir diğer sorun, anneler veya bakıcıların her koşulda kendi istedikleri gıdaları, kendi istedikleri zamanda ve kendi istedikleri miktarlarda yedirmeye çalışmalarıdır. Bebekler ise bu dayatmalara özgün tepkilerle ve sürekli olarak karşı çıkarlar. Çünkü mide kapasiteleri her zaman annelerinin isteklerine uygun olmayabilir. Veya bir önceki öğünde yoğun kalori ve protein aldıklarından henüz yeterince acıkmamış olabilirler. Sonuçta süreklilik gösteren ve her öğünde aynı şiddette uygulanan karşı taarruzla, anne veya bakıcılarının yedirme taarruzu ile savaşmak zorundadırlar.  Bebeklerin bu dayatmalara çok yönlü karşı çıkışları ve tepkileri yeterince anlaşılamadığında beslenme savaşları giderek derinleşir. Çünkü anne bebeğinin yediği miktardan tatmin olmamıştır. Kendi düşüncesi gereği bebeği her öğünde aynı performansı göstermeli ve aynı miktarlarda yemelidir. Yetersiz performans karşısında anne gerilir ve yüz ifadesi değişir. Bu gerginliği algılayan bebek ise bağımsızlık hakkı için direnmeye devam eder. Tam bu noktada beslenme uzmanlarının araya girmesi ve karşılıklı beklentileri dengelemeleri gerekmektedir. Anne ile bebek arasında giderek derinleşen beslenme savaşını iki taraftan birinin çözmesi hemen hemen olanaksızdır. Bu kargaşada barışa davetiye çıkarma görevi bebekleri izleyen hekimlere düşmektedir. 

BEBEKLERİN YEME BOZUKLUKLARI:

KUŞ GİBİ YEME (picky eater) ve AZ YEME NEDENİ İLE KİLO KAYBI  (infantil anoreksi)

Bazı bebekler ek gıdalara geçiş sürecindeki zorlanmalar karşısında az miktarda, kuş gibi bir iki lokma yeme(picky eater) yolunu seçerler. Anneler hiçbir koşulda bunu kabul etmezler ve bebeklerini daha da zorlamaya başlarlar. Ve ardından giderek sıkıntı ve gerginlikleri artar. Annelerinin huzursuzluğunu her koşulda ve kolayca algılayan bebekler de daha fazla sıkılmaya başlarlar. Bu arada anneler bebeklerini sık sık veya saat başı olmak üzere az az beslemeye başlarlar. Bu durumda bebeklerin acıkma duygusunu baskılanır ve her seferinde daha az miktarda yemeye başlarlar. Sonuçta anne ve bebek arasındaki beslenme süreci giderek daha da gerilir ve bir süre sonra bebekler hiçbir gıdayı yememeyi seçerler. Bu durum önce kilo alımında durmaya ardından kilo vermeye neden olur. Ve sonuçta infantil anoreksi olarak adlandırılan süreç başlar. Bu bir çeşit bebeklerin manken hastalığıdır. Ancak bebekler, ergenlerin aksine imaj kaygısından bağımsız, beslenmedeki dayatmalara yemeyerek yanıt vermektedirler ve giderek zayıflarlar. Sonuçta temelde hiçbir sağlık sorunu olmayan bir bebek annesinin iyi niyetinin kurbanı olur ve yememesi, zayıflaması nedeni ile hekim hekim dolaştırılmaya başlar. Doğru adres bulunamazsa sorun giderek büyür ve karşımıza beslenme bozukluğu içinde bir bebek gelir. Anne veya bakıcının bebek üzerindeki ısrarları sorunsuzluktan beslenme savaşı ve beslenme yetersizliği gibi ciddi sorunların üretilmesine neden olur. Daha da fazlası  kuş gibi yiyen ve anoreksi gelişen bebekler geleceğin obez erişkinleri olmaya adaydırlar. Bebeklikte beslenme ağırlıklı ve inatlaşmalarla örülü bir ortamda büyüme obezite için ciddi bir risk faktörüdür. Bebeklerimizin sağlıklı büyüyüp gelişmesinde iyi beslenmeleri çok önemlidir. Ancak gergin, stresli değil, huzurlu bir ortamda olmak koşuluyla…   

BEBEKLERİN BİREY OLARAK KABUL EDİLMEMESİ ve SONUÇLARI 

Bazı bebekler ek gıdalara geçerken beslenmelerini kendi kontrollerine almak isterler. Kaşık veya biberon tutabilecek olgunluğa ulaştıklarında, başkalarının ağzına biberon veya kaşık sokmasına isyan ederler. Bunu kişilik haklarına bir saldırı olarak yaşarlar. Özellikle 9. aydan itibaren aile birlikte aynı sofrada ve kendi kendilerine yemek isterler. Önceden beslenmeye itiraz ederler. Anneler ise önce onları besleyip, ardından çocuğunun doyduğundan emin ve büyük bir tatminle kendi yemeklerini yemeği planlarlar. Ancak bu dayatılan plan kaçınılmaz olarak bebekler tarafından bozulacaktır. Aile birliğinin sağlandığı akşam yemekleri inatlaşmalar, püskürtmeler ve hatta kusmalar arasında eziyete dönüşecektir. Bebekler kusacak, anneler yeniden yedirmeye başlayacaktır. TAM BİR KAOS ORTAMI yaratılmış olacaktır.

Ayrıca anneler bebeğin kendi kendine, uzun bir sürede ve ortalığı kirleterek yemesine de izin vermek istemezler. Ancak anne ve bebek arasındaki bu farklı görüşler giderek yeni bir çatışma konusunun doğmasına neden olur. Anneleri tarafından bireysellikleri kabul edilmeyen ve zorla yedirilmeye çalışılan bebekler isyan bayrağı açarlar. Ağızlarına sokulmaya çalışılan gıdaları önce başlarını sağa sola çevirerek ret ederler. Dayatmanın zoru ile gıdalar ağzına girerse bu seferde püskürterek veya kusarak tepki gösterirler. İnatlaşma daha da devam ederse hiçbir şey yemeyerek tepkilerini maksimum düzeyde ortaya koyarlar. Bu noktada en doğru yaklaşım bebeğin özgür bırakılması, dökerek, saçarak da olsa  kendi kendine yemesine ve aile sofrasında yer almasına izin verilmesidir. Bu inatlaşmalarla başlayan ve anlaşılamayan bireysellik savaşı insanoğlunun tüm yaşamını, özgürlük anlayışını ve tepki geliştirme süreçlerini etkileyebilir. Hatta ileri yaşlarda obezite, karaciğer yağlanması, kalp, şeker hastalığı gibi farklı şekillerde yeniden karşımıza gelebilir,ASLA UNUTULMAMALIDIR… 

KÜÇÜK veya ERKEN DOĞAN BEBEKLERİN BESLENME SORUNLARI

Küçük (3 kilogramın altında - düşük doğum ağırlıklı) ve erken doğan bebeklerin beslenmesi ciddi uzmanlık gerektirir. Çünkü yaşayabilme yetenekleri kısıtlı ve yetersiz olarak dünyaya gelen bu bebekler yeni yaşama uyumda çok zorlanırlar.  Beslenmeleri yeni yaşama adaptasyonlarının hızlanmasında çok önemli rol oynar ve özel uzmanlık konusudur.

Bu bebekler başta anneleri olmak üzere tüm aile bireylerinde üzüntüye neden olur. Herkes bebeğin bir an önce akranlarına yetişmesini ister. Bunun yolunun da iyi ve daha fazla beslenmeden geçtiği düşünülür. Tüm aile bebeği beslemek için seferber olur. Ancak bebeğin genetik yapısı ve anne karnında kazandığı büyüme kapasitesi bu beklentilere yeterince yanıt veremez. Kapasitesinin zorlanması bilindik beslenme savaşlarına adaydır. İnatlaşmalara ve diğer sorunlara zemin hazırlar. Ayrıca izleyen hekimin sakin ve bebekten yana tavırları ailece anlaşılamaz ve sıklıkla eleştirilir. Hekim hekim dolaşma senaryosu burada da hayata geçer. Tek kusuru küçük veya erken doğmak olan bir bebek sağlıklı iken hastalıklı konuma sokulur ve ciddi bir haksızlıkla karşı karşıya kalır. Olay bununla da kalmaz bebeğin gelecek yaşamı da olumsuz etkilenir. Küçük doğmuş bebeklerin yüksek protein ve kalorili mamalarla beslenmesi erişkin yaşlarda obez olmalarına ve bunu izleyen diğer sağlık sorunlarının oluşmasına zemin hazırlar. Eski yılların aksine, yapılan yeni çalışmalar, dünyaya düşük kapasite ile gelen bebeklerin daha da büyütülmek için zorlanmamasını ve doğanın onlara verdiği performansın kabul edilmesini gerekli kılmaktadır. Aksi takdirde süt çocukluğu dönemi sorunlu geçen bir birey erişkin yaşlarda da beslenme sorunları yaşayacaktır. Bu noktada da bebeğin bireysellik hakkı onanmalı ve doğaya karşı çıkılmamalıdır. 

 

SONUÇ OLARAK; Bebekler doğdukları andan itibaren özgürlükleri ve özgünlükleri olan bireyler olarak kabul edilmelidir. Her bebek farklı beslenme tarzına sahiptir ve bu tarzı belirleyen onların genetik alt yapıları, bireysel gelişim, olgunlaşma süreçleri ve kendi aile ortamlarıdır. Bu noktada önemli olan anneler ve hekimler tarafından bu farklılıkların ayırt edilmesidir. Aksi takdirde çok sevdiğimiz ve üzerine titrediğimiz bebeklerimiz kolaylıkla hastalıklı süreçlere sürüklenebilir. Farklılıkların doğru yönetimi daha zeki, daha organize ve daha özgür nesillerin oluşmasına neden olacaktır. Bu nedenlerle ebeveynler ve hekimler olarak; bebeklerimize kendi yaşam ve beslenme tarzlarımızı dayatmak yerine onların tepkilerini doğru yorumlamalı, onlara özgü yaşam ve beslenme tarzları üretmeli ve onlarca da üretilmesine izin vermeliyiz. Sonuçta yıllarca ve değişen boyutlarda sürebilecek beslenme ve bireysellik savaşları kısa sürede barışa ve olumluluğa dönüşecektir.